Bu sene 83.sünü yaşıyoruz, o büyük insanın aramızdan ayrılış yıl dönümünün.

Yaşıyoruz yaşamasına da, acaba O’nu gerektiği gibi yaşatıyor, yaşatabiliyormuyuz? Durumu politize etmeden ele alsak bile, sanırım bu sorunun cevabı gerçek ve kocaman bir “HAYIR” ! Oysa, O şüphesiz evrenin büyük görevlilerinden biri. İnanıyorum ki, görevi sadece dünyada bedenlenişinin çok ötesinde bir önem ve anlam taşımakta. O pırıl pırıl bir ışık, hemen herkesin yolunu aydınlatmak için yanan ve/fakat bizler o ışığın üzerinin örtülmesi için elimizden geleni yapıyor ya da daha masumane bir bakış açısıyla örtmeye çalışanlara seyirci kalmakla yetiniyoruz.

Ne acı! Oysa böyle bir armağan, böyle bir fırsat çok sık tanınmıyor evrende, yaratıcı tarafından. Her 10 Kasımda bayrakları yarıya indirmek, yollarda durup korna çalmak, tam da adının verildiği tüm stadlardan, yollardan, bulvarlardan adı ve pek çok devlet dairesinden resimlerinin kaldırıldığı, “O bir diktatörmüydü?” tartışmalarının TV.lerde ısıtıldığı bir dönemde fazla göstermelik olmuyormu sizce de? Oysa O, başka bir boyuttaki yaşamına geçmeden hemen önce, tüm anahtarları miras bırakıp gidecek kadar görev bilincindeyken. “Benim fani bedenim elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”, “Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim. “, ” Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.”, “Beni tanımak demek, beni bedenen görmek demek değildir!” Alın size, her kapıyı açacak anahtarlardan bir kaç örnek.

Karamsar olmak istemesem de, yaşam yolculuğumdaki gözlemlerim, maalesef çok iyimser olmama müsaade etmiyor bu konuda. Tüm inanç sistemlerini, insani duyguları ve insana dair ne varsa, kendi dünyevi çıkarlarına alet etmekten kaçınmayan ve bu yolla kendilerine hologramik pembe dünyalar yaratanların, akıbetlerinin çok da iç açıcı olmadığını söyleyebilmek için, biraz tarih okumuş olmak bile yeterlidir. Yaşamın her evresinde düstur edindiğim, ve mesaj olarak aktardığım cümle; “Sorun değil çözüm üretmek gerçek katkıdır” cümlesine atfen; “Peki ne yapmalıyız?” sorusuna verebileceğim tek cevap sa; “Uyanalım, uyandıralım!” olacaktır kuşkusuz.

Paylaş