TARIMI KİM İCAT ETTİ?!

Tarım, kimilerine göre insanlık tarihinin en büyük başarılarından biridir.  Diğer icatlarla birlikte Paleolitik çağdan ayrılmamızı sağlamıştır. Kimilerine göre diyorum çünkü bir başka bakış açısıyla da aslında tarım insan türünün kendisini buğdaya köle edişinin başlangıcı olarak görülüyor.. Neyse, bu tamamen başka bir konu başlığı.. Ancak olaya ekolojik açıdan bakarsak burada da bir çelişkili durumla karşılaşıyoruz.  Nasıl mı?; şöyle, bilimsel veriler ışığında bakıldığında tarımı icat edenin insandan önce karıncalar olduğu gerçeği ile yüzleşiyoruz.

 

Uzmanlar, tarımın 12.000 yıl önce Asya’da insanlarla başladığına inanıyor. Bu başlangıç hayvanlarıyla birlikte insanların kendilerine düzen kurmalarına ve sonunda bizi şu an bulunduğumuz yere getirecek teknikler geliştirmeye başlamalarını sağladı. Ancak, ister inanın ister inanmayın, yeni bir araştırma, karıncaların en az altmış milyon yıldır mantar yetiştirdiklerini gösteriyor.

 

Aslında 250’den fazla “tarımsal.” karınca türü, yani çiftçi karınca türü var. Bu nedenle de tarımı ya da en azından ilk versiyonlarını insanların icat etmediğini tahmin etmek zor değil.

 

Araştırmalar, karıncaların çiftçilik kurma yeteneklerinin birkaç kez evrimleştiğini gösteriyor.

Karıncalar, parazitlere duyarlı mantarlar yetiştiriyorlar. Bununla birlikte, karıncalar, her iki organizmanın da hayatta kalmasına izin veren bakteriler ile simbiyoz yani ortakyaşam içinde kalıyorlar. Bu arada bu aktinobakteriler, antibiyotik üreterek karıncaların “mahsullerindeki” mantar parazitlerini kontrol etmelerini de sağlıyorlar.

 

Günümüzün yaprak kesen karıncalarında, bu ortakyaşam  zaten biliniyor ve karıncaların taşınabilir antibiyotiklere sahip olmalarına ve hasatlarını gübrelemelerine olanak sağlıyor.

Bununla birlikte, karıncalarda tarım süreci aslında göründüğünden daha gerçek olabilir. 

 

Ayrıca, spor üretmediği için karıncalar mantarı evcilleştirmişlerdir. Bu nedenle, bu “evcilleştirme”, insan tarafından gerçekleştirilen herhangi bir benzer faaliyetten daha önce başlamış olacaktı. Uzmanlar, karıncaların 15 milyon yıldan fazla bir süredir bunu yaptıklarını düşünüyorlar.

 

Karıncalar, parazitin büyümesini önlemek için mahsulün kalıntılarını bile ortadan kaldıracak kadar ileri giderler. Ek olarak, bu, kendi topraklarının sağlığını korumaya yardımcı olur. Bu arada, diğer karıncalar koloniye yiyecek sağlamaya devam etmek için ekinlere taze malzeme sağlarlar.

 

Dolayısıyla, tüm bunlar, tarımı insanların icat etmediğini açıkça ortaya koyuyor. Mantar yetiştiren karıncalar gerçekten varlar ve insanlara çok benzer bir iş yaparlar.

 

Antibiyotiklere direnç

 

İlginçtir ki, karınca kolonileri hiçbir zaman antibiyotiklere direnç göstermez. Bu, aktinobakterilere bağlı olarak binlerce yıl sonra ortaya çıktı. Bu nedenle araştırmacılar, karıncaların 21. yüzyılda insan sağlığına yönelik en büyük tehditlerden biri olan antibiyotik direnci hakkında daha fazla bilgi edinmemize yardımcı olabileceklerine inanıyor.

 

KARINCALAR

 

Karınca, karıncalar (Formicidae) familyasını oluşturan, yaban arıları ve arılarla birlikte zar kanatlılar (Hymenoptera) takımında yer alan, sosyal yaşam gösteren böceklere verilen ortak addır. Karıncalar, Kretase Dönemi'nin ortalarında, 110 ile 130 milyon yıl önce yaban arısına benzeyen hayvanlardan türemiş ve çiçekli bitkilerin ortaya çıkışından sonra çeşitlenmiştir. Günümüzde 12.000'den fazla türü sınıflandırılmıştır ve yaklaşık 14.000 civarında türü olduğu sanılmaktadır.[2][3] Dirsekli antenleri ve ince bellerini oluşturan düğümsü yapıları ile kolaylıkla tanınırlar.

Karıncalar, boyutları küçük doğal boşluklarda yaşayan birkaç düzine avcı bireyden, çok büyük bölgeleri kaplayan ve sayıları milyonlarca bireyi içeren oldukça yüksek oranda organize kolonilere kadar oluşan topluluklar içinde yaşarlar. Büyük koloniler çoğunlukla "işçi" ve "asker" sınıflarını oluşturan kısır dişilerden oluşur. Bu kolonilerde aynı zamanda verimli erkekler ile bir ya da daha fazla ve "kraliçe" adı verilen verimli dişiler de bulunur. Bu koloniler bazen "süperorganizmalar" olarak tanımlanır çünkü karıncalar tek bir vücut hâlinde koloniyi desteklemek için bir arada çalışırlar.[4]

Karıncalar Dünya üzerinde hemen hemen her kara parçasında bulunur. Kendine özgü karınca türleri bulunan ender yerler Antarktika ile birlikte bazı uzak ve yaşama uygun olmayan adalardır. Karıncalar ekosistemlerin çoğunda yaşayabilir ve kara hayvanları biyokütlesinin yaklaşık %15 ile %25'ini oluştururlar. Bu başarıları sosyal örgütlenmelerine, yaşam alanlarını değiştirebilmelerine, kaynaklardan yararlanmalarına ve kendilerini savunmalarına bağlanmıştır. Diğer türlerle birlikte geçirdikleri uzun evrim sürecinde, benzerlik, ortakçılık, asalaklık ve karşılıklılık içeren türler arası ilişkiler geliştirmişlerdir.

 

Karınca topluluklarında iş bölümü, bireyler arası iletişim ve karmaşık problemlerin çözümüne rastlanır.[kaynak belirtilmeli] İnsan toplulukları ile olan bu paralellikler, birçok bilimsel araştırmaya konu olmuştur.

 

Birçok insan kültüründe karıncalar, mutfakta, ilaçlarda ve ayinlerde kullanılır. Bazı türler biyolojik zararlı kontrolünde önemli rol alır.[kaynak belirtilmeli] Ancak kaynaklardan yararlanma özellikleri, karıncaları insanlarla çatışma içine sokar çünkü tarımsal ürünlere zarar verebilir ve binaları işgal edebilirler. Kırmızı ateş karıncaları (Solenopsis invicta) gibi bazı türleri, kazara sokuldukları yeni bölgelerde kendilerine bir yer edinebildikleri için yayılmacı türler olarak görülürler.

 

Bristol Üniversitesi'ndeki bilim insanları, bu süper sosyal böceklerin hastalık riskini nasıl azalttığını bulmak için karınca kolonileri üzerinde çalışma yürüttüler. Ortaya çıkan cevaplar ise gerçekten büyüleyici.

 

Birincisi, bu hayvanlar kusursuz bir hijyene sahipler. Yuvaya girdiklerinde mantar sporu gibi tehditleri kontrol etmek için birbirlerini temizlerler. El dezenfektanı yok ama onun yerine mikropları tamamen yok etmek için ağızlarından formik asit püskürtürler.

 

İkincisi, herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir. Eğer bir karınca hastalandıysa üzerindeki sorumluluğu bilir ve kendisini yuvadan ayırır. Ya da daha güncel bir tabirle, kendilerini izole ederler.

Ne yazık ki, karıncalar için enfeksiyon neredeyse her zaman ölümcüldür. Karıncalar için kendilerini izole etmek koloni için yapabilecekleri en büyük fedakarlıktır.

 

Sosyal mesafeyi korurlar

 

Son olaraksa enfeksiyonun varlığı anlaşılması durumunda enfekte olmayan karıncalar bile yuvadan uzaklaşır. Yiyecek aramak için daha fazla zaman harcarlar.

 

Diğerlerine hastalık bulaştırmak ya da kendilerine bulaşmasını önlemek için yuvada daha az zaman geçirirler. Başka bir deyişle de önleyici sosyal mesafeyi kullanırlar.

 

Birbirlerini düşündükleri için sahip oldukları sosyalliğe ara veren karıncalar, pandemide kendimizi ve çevremizi korumak için bize de güzel tavsiyeler sunuyor.

 

Paylaş